Harabeşehir

Ahlat'ın
çeşitli kesimlerinde yüzlerce mağara bulunmaktadır. Bu mağaralar eski çağlardan
beri değişik amaçlarla kullanılmış ve günümüze kadar ulaşabilmişlerdir. XIX.
Yüzyılın sonlarında bu yöreye gelen LYNCH bu mağaralardan oluşan yerleşmelere
dikkat çekmiştir. Ahlat, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk yerleşilen alanlardan
birisi olduğu için bu mağaralar Neolitik Çağ'dan beri kullanılmıştır. Bölgede
meydana gelen şiddetli depremler, kuraklık nedeniyle sulak vadilere yerleşme
ihtiyacı, harp ve istilalar sonucu yerleşmelerin tahrip edilmesi, sert iklim
koşulları gibi nedenler mağara yerleşmelerinin ortaya çıkmasında etkili
olmuştur. Bugün Harabeşehir ve Tahtısüleyman Mahallerinde bir çok mağara
bulunmaktadır. Ancak Eski Ahlat Kalesi'nin batı yönünden tahrip edilmesi ve
yıkılması sonucu onlarca mağara yok olmuştur. Bu mağaralar kalenin mamur olduğu
dönemlerde askeri mühimmat depoları ve soğuk hava depoları olarak
kullanılmışlardır. İbrahim Kafesoğlu bu mağaralardan bazılarına kutsallık
atfedildiğini ve içerilerinde ibadet yapıldığını yazıyorsa da bu durum
mağaralara kutsallık atfedilmesinden değil bazı mağaraların ibadet mekanı
olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Ahlat'taki doğal alanlardan olan ve
mağara turizmi açısından önem taşıyan mağara kümeleri genellikle Harabeşehir ve
Sultan Seyit dereleri, Kırklar Vadisi, Madavans deresi, Yuvadamı Köyü civarında
Gaban Deresi Vadisi ile Harabe Hulik Köyü mevkiindedirler. Yapay mağaralar tek
ve iki katlı oyuldukları gibi, bazıları ise galeri tarzında oluşturulmuş olup
bu galerilerin nerelere kadar uzandığı henüz araştırılmamıştır. Mağaraların
bazıları yanyana veya arka arkaya sıralanmış iki-üç odadan oluşmaktadır.
Yuvadamı Köyü civarında doğal ve yapay mağaraların yanında kayalara oyulmuş
nişler, sunaklar, kaya mezarları yörenin tarihine ışık tutacak önemli maddi
kültür belgelerine sahiptir. Bu köy civarında ise bölgenin en büyük tarih
öncesi mezarlığı mevcuttur.