Lületaşı Müzesi

Eskişehir Valiliği tarafından 1998 yılından buyana yapılan uluslararası Lületaşı Festivalleri, Lületaşı El Sanatları yarışmaları ve sergilerinde yer alan eserler, İl özel idaresi tarafından satın alınıp lületaşı müzesinin oluşumunda ilk adım atılmıştır.60 sanatçıya ait 400 civarında eseri bünyesinde bulunduran Lületaşı Müzesi, 2008 yılında Odunpazarı Belediyesi tarafından Kurşunlu Külliyesinde yerli ve yabancı misafirlerin ziyaretine açılmıştır.

Eskişehir’de Bir Beyaz
 
Lületaşı dünya üzerinde çıkarıldığı tek bölge olması nedeniyle, Eskişehir’in simgesi haline gelmiş bir madendir. Lületaşı “Eskişehir Taşı” adıla da anılır. “ Deniz Köpüğü”, “Meerschaum”, Magnesite, ve “Sepiolite” ise bu madenin bilinen diğer adlarıdır. Mg2. Si3O8.2H20 ya da 2Mg0. Si02.2H20 kimyasal bileşimli lületaşı, hidratlı doğal magnezyum silikat olup, toprağın 150 metreye kadar olan derinliklerinde bulunur.
 
Köstebeğe Saygı
 
Lületaşının ortaya çıkarılışı ile ilgile bir söylencede şöyle anlatılmaktadır: Rivayete göre lületaşını ilk bulan ve lületaşı yer altı yolunu gösteren köstebekmiş. Bir yaz günü Karatepe mevkiinden civar başka bir köye gitmekte olan bir delikanlı yorulunca, yere bağdaş kurup azığını çıkartmış, ne varsa yemeğe koyulmuş. İşte ne olmuşsa o zaman olmuş birden ayakucunda gözüne takılan bir delikten, önü sıra ite kaka bir beyaz taşı yuvarlayıp çıkaran bir köstebek görmüş. Köstebek delik önünde başlamış yuvarlak taşla oynamaya. Hikaye bu ya. Delikanlı dikkatini çeken bu yuvarlağa el atacak olunca köstebek hemen dar atmış kendini deliğe. Delikanlı yuvarlağı bir süre parmaklarının arasında dolaştırmış, sonra bıçağını çıkarıp başlamış bu sütbeyaz taşı yontmaya. Daha ilk bıçak sürmesinde kendi dünyasında şimdiye kadar duymadığı insanı ta içten yakan, deli divane eden bir ses: “Ah insanoğlu bana kıymasaydın ya!” diye bir feryat koparmaz mı…  Delikanlı şaşırıp elinden taşı atmış. Taş yere düşünce ayın ondördü gibi bir kız olmuş!. . . Sonra ufalanmış, yusyuvarlak, tostoparlak bir hale gelmiş. Delikanlının şaşkın bakışları arasında yuvarlana yuvarlana geldiği deliğe girip kaybolmuş. Delikanlı durur mu, başlamış deliği eşelemeye!. . . Ay batmış gün doğmuş, gün batmış ay doğmuş, ay batmış gün doğmuş… Delikanlıyı arayan köylüler, delikanlıyı 7 kat yerin altına giden dapdaracık bir kuyuda boğulmuş olarak bulmuşlar. Yalnız, derisi yüzülmüş kanlı parmakları sıkı sıkıya birkaç lületaşını tutuyormuş.